.

ORUÇ

Orucun Mahiyeti
Orucun Nevileri
Oruçların Farz ve Vacib Olmasındaki Sebepler
Orucun Meşru Olmasındaki Hikmet
Oruçlu İçin Müstahab Olan Şeyler
Orucun Şartları
OrucunVakti
Ramazan Hilâli İle Diğer Hilâllerin Sübutu
Oruçlara Ait Niyetler
Oruçlu İçin Mekruh Olan ve Olmayan Şeyler
Orucu Bozan ve Bozmayan Şeyler
Kaza Edilmesi Gereken ve Gerekmeyen Oruçlar
Keffareti Gerektirmeyen Oruçlar
Oruç Tutmamayı Mübah Kılan Özürler
Keffaretin Mahiyeti ve Nevileri
Oruç Keffareti
Yemin Keffareti
Yeminin Mahiyeti ve Yemin Sayılıp Sayılmayan Şeyler
Kasem Suretiyle Olan Yeminin Nevileri ve Hükümleri
Yemine Dair Çeşitli Meseleler
Nezrin Mahiyeti ve Nevileri
Nezrin Şartları
Belirli ve Belirsiz, Mutlak ve Muallak Adaklar
İtikâfın Mahiyeti, Nevileri ve Teşriî Hikmeti
İtikâfın Şartları
İtikâfın Edebleri
İtikâfa Dair Bazı Meseleler
İtikâfı Bozan ve Bozmayan Şeyler
Kaynak: Ömer Nasuhi Bilmen
 

 

İtikâfın Mahiyeti, Nevileri ve Teşriî Hikmeti

         İtikâf lûgat deyiminde bir şeye devam etmek manasındadır. Bir şeye devam eden kimseye de mutekif (itikâf yapan) denir. Şeriatta ise itikâf: Bir mescidde veya o hükümdeki bir yerde itikâf niyeti ile durmaktan ibarettir.

         İtikâflar: Vacib, müekked sünnet ve müstahab nevilerine ayrılır. Şöyle ki: Dil ile nezredilen bir itikâf vacibdir. Ramazan ayının son on gününde itikâf, kifaye yolu ile bir müekked sünnettir. Başka bir zamanda ibadet niyeti ile bir mescidde bir müddet yapılan itikâf da müstahabdır.

         Bir itikâfın en az müddeti, İmam Ebû Yusuf'a göre bir gündür. İmam Muhammed'e göre bir saattır. Bir saat, fıkıh alimlerine göre, zamanın belirsiz olan az veya çok bir parçası demektir. Yoksa bir günün yirmi dört saatte biri demek değildir.

         (İtikâfın en az müddeti, Malikî'lerce tercih edilen görüşe göre bir gündüz kadar, bir gecedir. Şafiî'lere göre de, "Sübhanallah" denilmesinden bir an kadar fazla olan pek az bir zamandır.)

         İtikâfın meşru olmasındaki hikmet ve yarara gelince, bu pek önemlidir. Resul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz Medine-i Münevvere'ye hicretinden sonra âhirete göçüşlerine kadar her Ramazanın son on gününü itikâf ile geçirirlerdi.

         İhlâs ile olan bir itikâf, amellerin pek şereflisi sayılmaktadır. Bu sayede kalbler bir müddet olsun, dünya işlerinden uzak kalır ve Hakka yönelir, birer Beytullah olan mescidlerden birine şu şekilde devam eden bir mümin çok kuvvetli bir kaleye sığınmış, kerim olan mabudunun feyiz ve yardım kapısına sığınmış olur.

         İslâm büyüklerinden ünlü Ata demiştir ki: "İtikâf yapan, ihtiyacından dolayı büyük bir zatın kapısında oturup dileğini elde etmedikçe buradan ayrılıp gitmem, diye yalvaran bir kimseye benzer ki, Allah'ın bir mabedine sokulmuş, beni bağışlamadıkça buradan ayrılıp gitmem demektedir."

         Bir müminin her gün azalmakta olan hayat günlerinden faydalanarak böyle kutsal bir yerde bir zaman ebedî ve ezelî yaratıcısına olanca varlığı ile yönelip saf bir kalb ve temiz bir dil ile ibadette bulunması, manevî bir zevke dalması ne büyük bir nimettir.

         İtikâf yapan kimse, bütün vakitlerini ibadete, namaza ayırmış demektir. Çünkü fiilî olarak namaz kılmadığı vakitlerde de mescid içinde namaza hazır bir haldedir. Bu bekleyiş ise, namaz hükmündedir.

         Sonuç

         İtikâf sayesinde insanın manevîyatı yükselir, kalbi nurlanır, simasında kulluk nişanları parlar, İlahî feyizlere kavuşur. Ne mübarek, ne güzel bir hayat anı!..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
.

Derlemelerim

ORUÇ

Bağlantılar

Arkadaşlar


Mehmet Başarıcı nın Blogcu Sayfasıdır

>